Galiyev’in Teorik ve Siyasal Düşüncesi
Öncelikle belirtelim ki, Sultan Galiyev’in imzasını taşıyan bir kitabı bulunmuyor. Galiyev’in düşüncelerini, kimi makaleler ve mahkemeler ve parti platformlarındaki savunma ve mektuplarından öğreniyoruz.
Sultan Galiyev, önceleri emperyalist ülkelerin, Sovyetler Birliği’nin içten çökertilmesinde, çöküşten sonra ise, emperyalistlerin güdümünde bir Türkçülüğün gelişmesinde istismar edilen, adına kitaplar yazılan bir kişi olmasına rağmen, onun teorik ve siyasal düşüncelerinde anti komünizme yer yoktur. Zaten emperyalist ideologlar da, Galiyev'in kendileri için tehlikeli bir silaha dönüştüğünü düşünerek, onu istismar etmekden uzaklaşmışlarıdr. Galiyev'in karşı olduğu sosyalizm ve komünizm, Batı merkezli sosyalist düşünce ve pratiklerdir. Sultan Galiyev’in bütün yazıları artık Sabri Gürses tarafından Türkçe’ye kazandırılmıştır, herkes bu yazılar üzerinden değerlendirmesini yapabilir.
Sultan Galiyev’in temel düşüncesi, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Doğu’nun Batı’dan farklı tarihsel, kültürel bir geçmişe sahip olduğu, dolayısıyla strateji ve politikaların da, Avrupa’ya önerilen formüllerden farklı olduğudur.
Sultan Galiyev’in Doğu değerlendirmelerinde en önemli hareket noktaları; Doğu’da sınıflaşma dinamiklerinin yeterince gelişmemiş olduğu, Doğu’nun kapitalizmin gelişmesine uygun olmadığı, Doğu’nun proleter milletlerden oluştuğu ve temel çelişmenin de proleter milletlerle emperyalizm arasında olduğudur.
Bu düşüncesine bağlı olarak, Komünist Enternasyonal’in dışında bir Sömürgeler Enternasyonal’inin kurulması gerektiğini savunmakta ve bu enternasyonal’de komünistlerin dışında anti emperyalist güçlerin de yer alması gerektiğini düşünmektedir. 1920 Eylül’ünde toplanan Birinci Doğu Halkları Kurultayı, bileşim ve gündemiyle, gelecek perspektifiyle adeta Galiyev’in dizaynının damgasını taşımaktadır.
Galiyev, tarihsel gelişim farkı ve ortaya çıkan güvensizlik nedeniyle, Doğu’nun ve Batı’nın komünistlerinin aynı partide örgütlenmesine karşıdır.
Galiyev, en başta komünist bir kimliğe sahiptir ve dünya devriminden yanadır. O “…ruhumda, kendimi komünist, Leninist, partili, devrimci sayıyordum” der ve kendine dönük “karşı devrimci” suçlamalarını protesto ettiğini söyler. (BE, s. 679) Ne var ki, dünya devrimi konusunda, Bolşeviklerden, daha doğrusu egemen sosyalist kavrayıştan farklı düşünmektedir. Galiyev’e göre, beklentilerin tersine Dünya devrimi Avrupa devrimleri sayesinde değil, öncelikle Doğu devrimleri sayesinde ateşlenecektir. Ekim Devrimi’ni yalnızlıktan kurtaracak olan da, beklendiği gibi Avrupa’daki devrimler değil, sömürgelerden başlayan emperyalizmi önce Doğu’dan sonra da yeryüzünden tasfiye edecek, sömürgeciliğe karşı devrimlerdir. Galiyev, bu düşüncesini, hem Batı ve Doğu toplumlarının tarihsel gelişme çizgisine, hem de emperyalizm olgusuna dayandırmaktadır. Batı toplumları, özel mülkiyeti ve bireyciliği kutsayan toplumlardır. Buna ek olarak emperyalizm olgusu da, Doğu’nun kaynaklarına el koyma ve bundan Batı işçi sınıfına da pay verme üzerine yükseldiğinden, Batı işçi sınıfının proleter devrim yapması olanaksızdır, yapsa bile, emperyalist siyaset başka biçimlerde sürmeye devam edecektir. Galiyev, bu düşüncesine en somut örneği ise, II. Enternasyonal partileri üzerinden vermektedir. Nasıl ki, Batı’nın sosyalistleri savaş zamanında kendi burjuvalarını desteklediyse, iktidara geldiklerinde de benzer bir politika güdecektir. Bu değerlendirme, asla Batı işçi sınıfı düşmanlığına dayanmamaktadır. Galiyev, kimileri için yanlı ya ad doğru olabilir; ama egemen kavrayıştan farklı bir strateji önerdiği açıktır. Galiyev, emperyalizmden en fazla zarar gören ve mücadele potansiyeli taşıyan Doğu halkları üzerinden Dünya Devrimi’nin geliştirilmesi gerektiği fikrindedir. Canavarın kolları kesilmeden, beyninin işlevsiz hale getirilmeyeceğini düşünmektedir. Eğer Doğu devrimleri gerçekleştirilirse, Batı burjuvazisi güçsüz duruma gelecek, kendi işiçi sınıfını da tatmin edecek olanağa sahip olamayacak, Batı işçi sınıfı da kaderinin Doğu emekçisiyle birleşmekten geçtiğini görerek, dünya sosyalizminin gerçekleşmesi sağlanacaktır. Ayrıca yaşanan deneylerle de, Galiyev’in önerdiği stratejinin doğruluğu ve yanlışlığı bugün daha somut olarak değerlendirilebilir.
Bu noktada ilginç bir veri de, Lenin’in salığında, Galiyev’le bilinen bir sorun yaşamaması, aksine kimi tartışmalarda ona destek olan davranışlar göstermesidir. Sorunların, 1923 sonrası, Lenin’in sağlığının bozulması döneminde başlaması ve Lenin’in ölüm döşeğinde, adeta ulusal sorun konusunda Galiyev’i destekleyen, Stalin’i eleştiren değerlendirmelerde bulunması da, bu açıdan ilginç bir veriyi oluşturmaktadır. Lenin ve Galiyev ilişkisi o derece köklü ki, Galiyev, 1928 yılına ait bir değerlendirmesinde Lenin’den “gençliğinin tanrısı” olarak söz eder.(Bütün Eserleri, s.679)
Galiyev, gerek dünya sosyalist hareketinde, gerekse Türkiye sosyalist hareketi içinde pek tanınmamaktadır. Bunun temel nedeni ise, Stalin’in Galiyev hakkında yaptığı “milliyetçilik” eleştirisidir ve dolayısıyla resmi söylemin Galiyev’i lanetlemiş bulunmasıdır. Galiyev'e dönük “milliyetçilik” suçlaması o derece komik bir hal almıştır ki, Galiyev'in “Milliyetçi komünist” olması ona karşı bir suçlama nedeni olurken, Mustafa Kemal'in “milliyetçi burjuva” olması, onun için övgü nitelemesine dönüşmüştür. Sosyalistlerimiz de bunda bir tuhaflık görmeden resmi tezleri benimseme yolunu tercih etmiştir.
Bunda, Türkiye’de kimi milliyetçi kişilerin Galiyev’e sahip çıkması, Atilla İlhan gibi bir burjuva aydını tarafından gündeme taşınması da etkili olmuştur. Stalin’in suçlamaları, milliyetçi çevrelerin Galiyev’e sahip çıkan tutumuyla, adeta Galiyev sosyalist kimliğinden arındırılmakta ve övülürken gözden düşürülmektedir. Türklerin birliği, Turan fikri ve İslam’a dair Galiyev’in değerlendirmeleri çok önemlidir; ne var ki, bu Galiyev’in Doğu ve dünyaya dönük stratejisinde taktik yönelişler olarak gündeme gelmektedir.
Galiyev, içinden geldiği ulusun bir bireyi olarak, Türklerin parçalanmaması, emperyalizm karşısında bağımsız ve egemen bir devlet olarak örgütlenmesi gerektiğini, Sosyalist Doğu birliği içinde böyle yer alması gerektiğini savunmaktadır. Bunda anlaşılmayacak ve yanlış olan ne var? Ekim Devrimi’nin zaferinin arkasından ezilen halklara dönük çağrı da bunu içermiyor muydu?
Yine ezilen bir ulusun bireyi olarak, “yerli komünistlerin genel olarak milliyetçilikle suçlanıp partiden atıl”masını, cezalandırılmasını anlamamakta ve tuhaf bulmaktadır. Haklı olarak uygulamalardan hareketle Rus şovenizmine karşı güvensizlik duymakta ve Türk kimliğinin güvencelere kavuşturulmasını istemektedir. Bunda yanlış olan nedir? Kaldı ki, Lenin’in yaşamının son dönemlerinde, egemen Rus şovenizmine dikkat çekmesi, bu güvensizliğin haklı bir zemine dayandığını göstermiyor mu?
İslam konusunda da, benzer bir durum vardır. Galiyev felsefi olarak ateisttir; ama kültürel bakımdan Müslüman’dır. Bunu da gizlemeye ihtiyaç duymamaktadır. Doğu’nun ana renklerinden birinin ve önde geleninin İslam olduğunu bilmekte ve Müslüman toplumlarda, siyasal çalışmaya dönük bugün bile yaşamsal önemde öneri ve uyarılar yapmaktadır. “Müslümanlara Yönelik Din Karşıtı Propaganda Metotları” başlıklı makalesi, Müslüman toplumlarda siyasal sosyalist çalışmanın yöntemlerini açıklamaktadır.
Batı'ya dönük Bolşeviklerin beklentileri, ulusal sorun konusunda Rus egemen milliyetçiliğinin giderek güç kazanması, İngiliz-Sovyet anlaşmasının yapılması, karar altına alınmasına rağmen Doğu Halkları Kurultayı'nın ikincisinin toplanmaması, en yakın yoldaşı ve öğrencisi Mustafa Suphi'nin öldürülmesi karşısında Sovyet ve Komintern yöneticilerinin sessizliği, Galiyev'i ciddi bir şekilde kaygılandırmıştır. Bu kaygıyla, Sovyet yönetiminin geleceğine dönük öngörüsü, Galiyev'in uzak görüşlülüğünü de göstermiştir. Galiyev bir yazısında şunları söylemişti:
"Çok milletli bir devlet ve Rusların devleti olarak Rusya kaçınılmaz olarak çöküşe ve parçalanmaya gidiyor. İki yoldan biri: Ya o (Rusya) kendini oluşturan milli parçalara ayrılacak ve bir takım yeni ve bağımsız devlet organizmaları oluşturacak, ya da Rusya’da Rusların iktidarı ‘milletlerin’ kolektif iktidarıyla yer değiştirecek…Günümüzde SSCB biçimiyle canlanan eski Rusya uzun süreli değil. Geçici ve anlık bir şeydir.”
1923 sonrası gelişmeler dikkate alındığında, bu değerlendirmelerin ne derece önemli olduğu görülüyor. Bir Doğu devrimcisi, inançlı bir komünist olarak siyasal yaşamını sürdüren, tüm baskılara rağmen, inançlarından ödün vermeyen, bu devrimcinin, o zaman değeri bilinmedi. Bugün ise, Doğu devrimcilerinin ondan öğrenecekleri çok şey var.